İçinde bulunduğumuz günlerde, inanılmaz güzel bir sergi var Oslo Munch müzesinde.

Sanatları ile kendi adlarına müze bile adanmış iki usta  Van Gogh + Munch bu sergide yanyana geliyor.

Küçüklükten beri sergi, müze, tarihi alan ve harabe gezmeyi çok severim. Nitekim bizi, her yaz tatilinde, iş için çıkılan seyehatler olsa bile, şehirlerin müzelerine götüren ebeveynlerimin etkisi büyük. Bu tarz aktivitelerin ruhu beslediği ise bir gerçek. İlle sanat tarihçisi gibi herşeysini bilmemiz - öğrenmemiz ve hatta başkalarıne bu bilgilerle hava atmamız mümkün değil. Bu yüzden sanat tarihçilerine hayranlık beslediğim doğrudur. Ama hiç bir fikrin olmadan bile, bir sanat eserine bakmak, insanda bazı duygular uyandırır, beyinde bir protein zincirini harekete geçirir, hiç bir şey olmasa bile en azından o eseri görmüş oluruz.

Bu iki sanatçı da, kendilerine has stilleri ile yaşadıkları dönem içerisinde son derece bir etkili sanatçılarmış. Tabi serginin küratörleri de bu sanatçıların benzerliklerini ve bağlantılarını incelemişler. Eserlerinin gelişiminde bazı ortalıklar yakalamışlar, renklerin kullanımı ve fırça darbleri derken ortaya enfes bir sergi çıkmış. Aklın yolu bir olsa da, ortaya çıkanlar hep farklı, şahsına münhasır ve hepsi görülmeye değerler....( Serginin linki icin tiklayiniz...)

Tabi sergide beni en çok etkileyen renkler olduğunu itiraf etmeliyim. Dijital ortamda her bir şeyi, envai çeşit programla manüpile edip, yeniden kurgulayabilir, ya da sıfırdan yaratabilirken, asla bir resim sanatçısı gibi sarının tonlarından faydalanamadığımızı farkettim. Her renk photoshopta yaratılıp-kullanılabilirken. Çığlıktaki gökyüzünün sarı - kızıl gradientini asla veremeyeceğimizi anlamak ve bir kez daha hayal kırıklığına uğramak sürpriz olmadı bana.

Edvard Munch kırmızının ve yeşilin efendisi, kontrastların vücut bulmuş halidir benim için. Sarıdan mora korkmadan her tonda çalışmış.

Ya Van Goghun sarısı? Basit, sıradan, sarı renkte bir ev resmi... Buğdayın, başağın, güneşin rengi, çiçekler....  Fazladan  fırça darbeleriyle , bir bakmışsınız eserin mevsimi değişivermiş...

En yeteneklisinden dijital sanat insanı bile, bahsettiğim meseleyi aşabilmiş değil benim gözümde. Yapabilenini gören olursa bana mesaj yollasın lütfen, çok ciddiyim.....

Neyse sergi Eylül ayına kadar devam etmekte. Ben gezdim çok sevdim, pek çok kere daha gezebilirim. Sizlerin de yolu düşer ise, vakit ayırmanızı tavsiye ederim. Rhone dolaylarında yıldızlı gece, otoportreler ve doğa tabloları beni çok etkiledi. Sarının ressamı Van Gogh diyebilirim artık, hatta sarıların tüm kullanım hakları Vincent Van Gogh'ta kalmalı kimselere verilmemeli diye iddia bile edebilirim....

Küçük hatırlatma: Munch müzesindeki çığlık ile Ulusal Galerideki çığlık tablolarının ikisi de orijinal. Ama bana sorarsanız Nasjonalmuseet (ulusal galeri) içindeki çığlığı da görmelisiniz....

Memleketimden bir başka sanatçının eseriyle yazımı burada sonlandırırken, yanında kendi çektiğim bir fotoğrafı ekliyorum Oslo'dan. Ve herkese güzel bir haziran diliyorum!

 

Sayin Selcuk Erdem harikasiniz....